Aleksandr Golitsin: Rus İmparatorluğu’nda kilise ve eğitimin başındaki eşcinsel
I. Aleksandr döneminde mistisizmi teşvik eden, İncil'i yayan ve homofobik entrikaların hedefi haline gelen bakanın hikayesi.
İçindekiler

Aleksandr Golitsin, I. Aleksandr döneminin en etkili ve tartışmalı isimlerinden biriydi. Rus imparatorunun en yakın dostu ve sırdaşı olarak, laik bir özgür düşünürken Kutsal Sinod’un güçlü başsavcılığına ve Ruhani İşler Bakanlığına yükseldi; Rusya’da mistisizmi destekledi.
Ancak tarihe sadece bir reformcu ve İncil Topluluğu’nun hamisi olarak değil, aynı zamanda eşcinselliği ve özel hayatı başkent dedikodularının ve siyasi entrikaların gözde konusu haline gelen bir kişi olarak geçti.
Çocukluk ve gelecekteki imparatorla dostluk
Aleksandr Nikolayeviç Golitsin, 8 Aralık 1773’te Moskova’da doğdu. Babası Prens Nikolay Sergeyeviç, bir dönem Biron’un zulmüne uğramış ve Yaroslavl’da sürgünde yaşamıştı. Oğlunun doğumundan iki hafta sonra öldü, ancak bebeği aile yadigârı olan kutsal emanetli altın bir haçla kutsayabildi. Bu haçı, I. Petro’nun annesi Çariçe Natalya Kirillovna, Streltsi ayaklanması sırasında genç çarı kurtardığı için ataları Boris Golitsin’e vermişti. Bu kutsal emanet Aleksandr Nikolayeviç’e hayatı boyunca eşlik etti.
Golitsin’in annesi Aleksandra Aleksandrovna kısa süre sonra yeniden evlendi ve ilk evliliğinden olan oğluna soğuk davrandı. Golitsin, ailesinin evinde “büyük bir korku içinde tutulduğunu” hatırlıyordu. Annesi onu, çocuğu acımasızca kırbaçlayan Alman bir dadıya emanet etmişti; dayakların fark edilmemesi için dadı “her kırbaçlamadan önce bedenini ıslak bir bezle sarardı”.
Annesinin kaderiyle ilgili mistik bir aile efsanesi vardı: Prens Çegodayev, onun iki kez dul erkeklerle evleneceğini, kendisinin de dul kalacağını ve ilk evliliğinden olan oğlunun devlet yönetiminin en yüksek makamlarına ulaşacağını öngörmüştü. Kehanet harfiyen gerçekleşti.
O dönemin geleneğine göre Golitsin daha bebekken Preobrajenski Alayı’na çavuş olarak kaydedildi. On üç yaşına kadar evde eğitim gördü; özellikle tarih, Fransızca ve İtalyancaya ilgi duydu. Geleceğin bakanının kaderinde saray nedimesi Mariya Savvişna Perekusihina’nın himayesi belirleyici oldu. Tarihçi İlarion Alekseyeviç Çistoviç’in belirttiği gibi, Perekusihina onu fark edip sevmişti: “Golitsin minicik, neşeli, sevimli ve kıvrak zekâlı bir çocuktu; olağanüstü bir mimik yeteneğine, her cinsiyet ve yaştan insanın sesini, yürüyüşünü ve tavırlarını taklit etme becerisine sahipti.”
Onun himayesi ve II. Katerina’nın kişisel fermanıyla çocuk 1783’te Saray Yaverleri Birliğine kabul edildi. Birlik ve Katerina’nın sarayı Golitsin’de örnek bir saray mensubunun özelliklerini geliştirdi: keskin bir zihin, incelikli sohbet yeteneği ve başkalarının seslerini taklit etmede olağanüstü bir beceri. Çağdaşları ona cüretkâr bir şaka atfeder: Söylentiye göre bir keresinde iddia uğruna I. Pavel’in saç örgüsünü çekmiş ve örgünün eğri durduğunu söyleyerek kendini savunmuştu.
Öğrenim yıllarında büyük düklerin hocaları olan İsviçreli Aydınlanma düşünürü Frédéric-César de La Harpe ile din öğretmeni Başrahip Andrey Afanasyeviç Samborski’nin etkisinde kaldı. Samborski liberal ve ekümenik görüşleriyle tanınıyor, öğrencilere İngilizce öğretiyor ve onlarla inanç meseleleri üzerine Fransızca yazışıyordu.
Genç Golitsin, II. Katerina’nın görkemli dönemine tanıklık etti. Tarihî bir anekdota göre komutan Aleksandr Suvorov, Noel arifesinde imparatoriçenin sofrasına davet edilmiş, ancak kilise kuralı uyarınca “ilk yıldıza kadar” oruç tuttuğu için yemek yemeyi reddetmişti. İmparatoriçe bir saray yaverini çağırdı, elmaslarla süslü bir nişan yıldızının bulunduğu kutuyu getirmesini emretti ve artık sofraya katılabileceğini söyleyerek yıldızı Suvorov’a verdi. O saray yaveri Golitsin’di.
Hafta sonları ve bayramlarda Golitsin, genç büyük dükler Aleksandr ve Konstantin Pavloviç ile oynaması için Kışlık Saray’a getirilirdi. Bu oyunlar, geleceğin imparatoru I. Aleksandr ile ömür boyu sürecek dostluğunun başlangıcı oldu. Örneğin I. Aleksandr 1806’da stres yüzünden işitme duyusunu kaybetmeye başlayınca, Golitsin ile imparator işaretlerle iletişim kurabilmek için gizlice işaret dili öğrendi.
Not: Tarihçiler ve yazarlar onu sık sık kuzeni ve adaşı Aleksandr Nikolayeviç Golitsin-Moskovski ile karıştırır. Casa rara (“nadir rastlanan şey”) lakabıyla bilinen bu kişi, karısı Mariya Vyazemskaya’yı bir iskambil oyununda Lev Razumovski’ye kaybetmesiyle ünlenmiştir. Bunlar iki farklı kişidir.

Erken kariyeri ve hükümdarın sırdaşı
Golitsin’in erken kariyeri hızla ilerledi: 1791’de kammer-paj, 1794’te Preobrajenski Alayı’nda teğmen oldu. Askerliğe yatkın olmadığından sivil hizmete geçmeyi başardı ve sarayda kammer-yunker olarak görev aldı. Aynı yıllarda genç Aleksandr’ın confidant des amours’u, yani gönül sırları ve aşk entrikalarındaki sırdaşı oldu; bu da dostluklarını daha da güçlendirdi.
1796–1798 yıllarında Golitsin sarayda alışılmadık bir görev üstlendi: itibarlı bir tutuklu olan İran prensi Murtaza Kuli Han’a refakat etti. Prensin ölümünden sonra ondan halılar ve gümüş silahlar miras aldı; ayrıca sosyetede “İran işleri uzmanı” olarak ün kazandı. Bu ün 1807’de beklenmedik biçimde işe yaradı: Fransa-İran Finkenstein Antlaşması’nın imzalanmasının ardından, savaşla meşgul olan I. Aleksandr İran işlerini Golitsin’e emanet etti.
1797’de I. Pavel’in taç giyme töreninde Golitsin’e kammerger rütbesi verildi. Ancak veliahta yakınlığı nedeniyle I. Pavel dönemindeki kariyeri inişli çıkışlıydı. 1798 sonunda, bir anlatıma göre keskin dilinden incinen kıskançların entrikaları yüzünden, “uygunsuz davranış” suçlamasıyla Moskova’ya sürüldü; kısa süre sonra geri çağrıldı ve Kudüslü Aziz Yuhanna Nişanı şövalyesi oldu. Moskova’ya ikinci sürgünü aşağıda anlatılacaktır.
Moskova’daki sürgünleri sırasında prens inzivada yaşadı, çok kitap okudu, ünlü kitapsever Dmitri Petroviç Buturlin ve Metropolit Platon (Levşin) ile görüştü; bu da onun erken ruhani arayışlarına tanıklık eder.
I. Aleksandr’ın tahta çıkmasından sonra Golitsin başkente kesin olarak döndü. İmparatorun sırdaşı olarak ideal bir saray mensubu olduğunu kanıtladı. Gayriresmî Komite’nin liberallerinin aksine, imparatoru reform tasarılarıyla yormuyor, emirlerini saygıyla bekliyordu. Komite üyeleri ona, otokrasiyi desteklediği ve liberal fikirleri “tam bir saçmalık ve ruhun çöküşü” saydığı için ironik biçimde Monarchique (“Monarşist”) lakabını verdiler.
I. Aleksandr kişisel çatışmalardan kaçınmak için ret cevaplarını ileri gelenlere sık sık Golitsin aracılığıyla iletiyor, prens de bu siyasi oyundan hoşlanıyordu. Örneğin 1801’de Golitsin, çarın eski hocası “Jakoben” La Harpe’ı Moskova’daki taç giyme törenine katılmaktan vazgeçirerek sarayı onun varlığından kurtardı. Aynı dönemde entrika yeteneğini de göstererek Razumovski ile Vyazemskaya’nın olaylı boşanmasını dinî idare aracılığıyla sonuçlandırdı.
Daha sonra yüksek soyluların hassas sorunlarını defalarca çözdü: Aleksey Arakçeyev’in boşanmasını gürültü koparmadan ayarladı, 1818’de aynısını onun yaveri Pyotr Andreyeviç Kleinmihel için yaptı, Kont Aleksey Kirilloviç Razumovski’nin skandallara karışan oğullarını kilise hapishanelerine kapattı ve 1812’de imparatorun gözdesi Mariya Antonovna Narışkina’nın Prens Grigori İvanoviç Gagarin’le ilişkisi çevresindeki skandalı ustaca bastırdı. 1820–1821 yıllarında ise General Nikolay Mihayloviç Borozdin ile Aleksandr İvanoviç Çernışov’un çok konuşulan boşanma davalarını yönetti; Borozdin’in karısı bir Fransız esir generalden açıkça çocuk sahibi olmuştu.
Golitsin 1810’dan itibaren İmparatorluk Kabinesi’ni de yönetti; imparatorluk ailesi üyelerinin cenazelerini ve maiyetlerin oluşturulmasını, örneğin İmparatoriçe Yelizaveta Alekseyevna’nın 1813 Avrupa yolculuğunun maiyetini organize etti. İmparatorluk Tiyatroları da ona bağlıydı: I. Aleksandr’ın 1815’te Viyana Kongresi’nden dönüşü için Catterino Cavos’un vatansever opera buffası İvan Susanin’in sahnelenmesini önerdi ve sarayı, yanmış Moskova’yı hatırlatan daha karanlık konulardan vazgeçirdi.
Kişisel hayat ve eşcinsellik
Golitsin’in Moskova’ya ikinci sürgünü 1800 yılında gerçekleşti. Golitsin, Kont İvan Pavloviç Kutaisov’un gözdesi olan ve geleceğin İmparatoru I. Aleksandr’ın da ilgi duyduğu Fransız oyuncu Louise Chevalier’ye âşık oldu. Golitsin bu ilişkiye sürekli müdahale ediyor, hatta veliahta, kendisiyle oyuncunun arasına girerse onun gözleri önünde kendini vuracağına yemin ediyordu.
İsveç büyükelçisi Curt von Stedingk, prens daha önce kadınlarla hiç ilgilenmediği için aşkın mucizeler yarattığını Stockholm’e ironik biçimde bildirdi; evli oyuncuyla Golitsin’in arasında birkaç kişinin daha bulunduğunu da alaycı biçimde ekledi. Bu skandal yüzünden I. Pavel Golitsin’i yeniden Moskova’ya sürdü.
Ardından I. Aleksandr Louise’i Rusya’dan kovdu, Golitsin’i geri çağırdı ve ona hassas bir görev verdi: Sankt-Peterburg’da kalan, oyuncunun 21 yaşındaki bale dansçısı kardeşi Auguste Poireau’dan ablasının entrikalarının ayrıntılarını öğrenmek. Stedingk’e göre, kısa süre önce oyuncu için “aşktan ölen” 28 yaşındaki Golitsin şaşırtıcı derecede çabuk teselli buldu ve onun genç kardeşiyle kurduğu yakın dostlukta mutluluğu yakaladı.

Rus İmparatorluğu’nun üst sınıfında evlilik norm olarak kabul ediliyordu. Sarayda ise etkili devlet adamlarının kişisel hayatı siyasetin devamı olarak algılanıyordu. Ancak Golitsin hayatı boyunca bekar kaldı.
Golitsin büyük olasılıkla gerçekten eşcinseldi. Çevresinde sık sık genç erkekler bulunuyordu; ancak bu yakınlıklar tümüyle platonik kalmış ya da öylesine dikkatle gizlenmiş olabilir ki mektuplar, anılar ve söylentiler dışında hiçbir ceza dosyası veya belge günümüze ulaşmamıştır.
Tarihçi Yuri Yevgenyeviç Kondakov’a göre, “Golitsin sodomi günahını aştıktan sonra, ona tabi olduğu bütün dönemi hayatından silmeye çalıştı. Çocukluk ve gençlik anlatısındaki boşluklar buradan kaynaklanır. Eğiliminin ahlaken yanlış olduğunu anlayınca ondan vazgeçebildi. Ne yazık ki çağdaşları bu adımı takdir etmedi ve prens homofobinin kurbanı oldu.”
Tarihçi Yevgeni Yuryeviç Nazarenko da 1810’lu ve 1820’li yıllarda Golitsin’in kamuoyunda başkentin en tanınmış eşcinsellerinden biri sayıldığını, ancak bu skandal ünün daha çok sosyete ve edebiyat çevrelerinde dedikodu olarak dolaştığını belirtmiştir. Prensin Ortodoks muhalifleri ise Fotiy dışında bu argümanı açık mücadelede nadiren kullanmış, siyasi bakımdan önemli görmemiştir.
Anı yazarı Filipp Vigel, çağdaşlarının da bildiği eşcinsel eğilimleriyle tanınıyordu. Buna rağmen Anılar’ında Golitsin’i olumsuz biçimde tasvir etti. Örneğin şair Denis Davıdov’a atfedilen şu değerlendirmeyi aktarır:
“Alçaklığı, ikiyüzlü entrikacılığı ve Doğu’da böylesine yaygın olan ahlaksız zevkleriyle dikkat çekerdi.”
— Denis Vasilyeviç Davıdov’un Golitsin hakkında değerlendirmesi (Vigel’in Anılar’ındaki aktarımıyla)
Avrupa’nın 19. yüzyıl kültüründe erkekler arasındaki eşcinsel yakınlık, “medeniyetsizliğin” bir göstergesi olarak Doğu’yla — Osmanlı İmparatorluğu, İran ve Kafkasya’yla — ilişkilendiriliyordu.
Anılarda bu nitelemenin yanında Puşkin’in “İşte Hvostova’nın koruyucusu…” epigramı yer alır. Uzun süre 1810’ların sonunda yazıldığı düşünülmüş, ancak çağdaş araştırmacılar şiiri Golitsin’in istifa ettiği 1824 yazına tarihlemiştir. Tam metni şöyledir:
İşte Hvostova’nın koruyucusu,
işte köle ruhlu biri,
eğitimin yıkıcısı,
Bantış’ın koruyucusu!
Yüklenin ona, Tanrı aşkına,
her taraftan!
Arkadan denemeli mi?
En zayıf yeri orası.— Aleksandr Sergeyeviç Puşkin (Golitsin üzerine epigram)
“İşte Hvostova’nın koruyucusu”, Golitsin’in arkadaşı Aleksandra Petrovna Hvostova’ya bir göndermedir; Hvostova, 1823’te Hlıst eğilimli gizli toplantılar düzenlediği için Sankt-Peterburg’dan sürülmüştü. “Eğitimin yıkıcısı” Golitsin’in sansür politikasına ilişkin bir değerlendirmedir. “Bantış’ın koruyucusu” ise tarihçi ve eşcinsel Dmitri Bantış-Kamenski’ye sağladığı himayeye göndermedir.
Şair Nikolay Yazıkov’un 1824 tarihli bir mektubunda kaydettiği Sankt-Peterburg söylentilerine göre Bantış-Kamenski, I. Aleksandr’ın emriyle başkentin tanınmış “sodomitlerinin” bir listesini hazırlamış ve listenin başına Golitsin’i yazmıştı:
“Magnitski’nin Arakçeyev ve metropolitle Golitsin’e karşı komplo kurduğu, uzun zamandır uğraştığı ve sonunda başardığı söyleniyor! Buna pek edepli olmasa da çok ilginç bir ayrıntı ekleniyor: Çar’ın ünlü sodomit Bantış-Kamenski’yi çağırıp bu bakımdan tanıdığı herkesin listesini hazırlamasını emrettiği; B.-K.’nin de eğitim bakanıyla başlayıp ardından şansölyeyi ve diğerlerini sıraladığı böyle bir liste sunduğu; sonra Çar’ın huzuruna çıkıp verdiği bilginin doğruluğunu yeminle onayladığı söyleniyor.”
— Nikolay Mihayloviç Yazıkov, “sodomitler” listesine ilişkin söylentiler hakkında (Aleksandr Mihayloviç Yazıkov’a yazdığı 24 Mayıs 1824 tarihli mektuptan)
Mektuptaki bu hikaye belgelenmemiştir ve arşivlerde henüz böyle bir liste bulunmamıştır, ancak dedikoduların “yazılı dedikodu” olarak nasıl çerçevelendiğini ve eşcinselliğin siyasi entrika aracı olarak nasıl kullanıldığını gösterir.
İnternette ve popüler yayınlarda Vigel’in Anılar’ından şu alıntıya da sıkça rastlanır:
“Ondan utanmadan söz etmek mümkün değil; daha fazlasını söylemeyeceğim: Bu sayfaları onun aptallığı, alçaklığı ve kötülükleriyle lekelemeyeceğim.”
Ancak özgün metinde bu sözler prense değil, Dışişleri Koleji görevlisi Bantış-Kamenski’ye yöneltilmiştir.
Kilise departmanının başında
Sinod başsavcılığına atanması
Golitsin Eylül 1802’de Senato’nun Birinci Dairesine ober-prokuror olarak atandı; 21 Ekim 1803’te ise Kutsal Sinod’un ober-prokuroru oldu. Başka bir deyişle, imparatorun Rus Ortodoks Kilisesi’ni denetlemek üzere atadığı laik görevli, fiilen bir “kilise işleri bakanı”ydı. Atamayı öğrenince şöyle haykırdı:
“Hiçbir şeye inanmazken nasıl ober-prokuror olabilirim!”
Yeni görev başlangıçta onu “mezar karanlığına” sürükledi; birlikte çalıştığı piskoposlar da ona “en koyu cüppeleri içindeki siyah siluetler” gibi ürkütücü görünüyordu. Ancak çar ısrar etti ve aynı zamanda onu, bakanları aşarak doğrudan imparatora başvurma hakkına sahip devlet sekreteri yaptı. Böylece Golitsin, genel-prokuroru devre dışı bırakarak raporlarını şahsen imparatora sunabildi; muazzam nüfuzunun temeli de bu oldu.
Golitsin, imparatora önemli diplomatik gezilerde eşlik etti. 1808’deki ünlü Erfurt Kongresi’nde Napolyon’la bizzat görüştü. Golitsin’in adını duyunca Fransız imparatoru “Sinod’daki kişi mi?” (Celui du Synode?) diye sordu ve onunla I. Petro’nun kilise reformları üzerine konuşmaya başladı; Rus çarının din adamlarını devlet iktidarına boyun eğdirmesine hayranlığını dile getirdi.
Golitsin ober-prokuror olarak etkili bir yönetici olduğunu gösterdi: selefi Yakovlev döneminde alevlenen çekişmeleri kısa sürede yatıştırdı, Sinod Kalemini kendisine bağladı ve konsistorilerin (kilise mahkemelerinin) sekreterleriyle maliyesi üzerinde denetim kurdu. Yaklaşık on dört yıl boyunca Rus Ortodoks Kilisesi’nin personelini, maliyesini ve idaresini kontrol etti — bu, departmanın tüm tarihindeki en uzun ober-prokurorluk görev süresiydi.
Golitsin’in ilk kararları arasında ünlü keşiş ve kâhin Habil’in Petro ve Pavel Kalesi’nden Solovetski Manastırı’na gönderilmesi, muhafazakârların tehdit saydığı Başrahip Sergiy’in Eski İnananlığın Kadimliği Üzerine adlı kitabının basılmasına izin verilmesi ve 1804’te Rusya’daki Lüteriyen Kilisesi Tüzüğü’nün onaylanması vardı.
Çağdaşları prensin çalışkan, fakat yetkisini kıskançlıkla koruyan biri olduğunu belirtiyordu: dışarıdan müdahaleye ve istenmeyen öğütlere tahammül etmezdi. Selefi Yakovlev genç prense ders vermeye kalkınca Golitsin sözünü kesti. Yakovlev daha sonra, kendisinin hak ettiğini düşündüğü nişan kurdelesinin Golitsin’e verilmesine öfkelenince prens soğukça şu karşılığı verdi: “Çarın onu size değil de bana vermesi benim suçum mu?”
Mihail Speranski ile birlikte ilahiyat okullarında geniş çaplı bir reform hazırladı. Yoksul ilahiyat öğrencilerinin geçimini sağlamak için Golitsin şu mali adımı attı: Cenaze törenlerinde ölülerin alnına konan kâğıt şeritleri ve bağışlanma dualarını basıp satma tekelini kiliseye verdi. Bunlar daha önce özel kişilerce basılıp satılıyordu. Bu tekel, kilise dairesine o dönem için yılda yaklaşık 100 bin rublelik gelir sağlamaya başladı.
Golitsin’in mali yönetimi o kadar başarılıydı ki 1817’de İlahiyat Okulları Komisyonu büyük bir sermaye biriktirmişti. Prens, yıllık 2 milyon rublelik devlet sübvansiyonundan vazgeçilmesini ve okulların yalnızca kilise sermayesinin geliriyle sürdürülmesini imparatora önerdi. I. Aleksandr çok sevindi ve devlet kaynaklarında sağlanan bu tasarruf için Golitsin’e teşekkür eden özel bir ferman yayımladı.
Golitsin’in Eski İnananlara yönelik politikası ikiliydi. Bir yandan Şubat 1812’de kendi rahiplerine sahip olmaları için izin aldı. 1812 yangınından sonra, Moskova’yı en etkin biçimde yeniden kuran ve ülke çapında yeni şapeller inşa edenlerin Eski İnananlar olduğunu çara bildirdi. Ortodoks piskoposların şikâyetleri üzerine I. Aleksandr, Golitsin’in tavsiyesiyle onların yaptırdığı bütün binaları ellerinde tutmalarına izin verdi, yalnızca çanların sökülmesini emretti. Öte yandan bakan, daha Haziran 1812’de, savaş sırasında çıkabilecek iç karışıklıklara hazırlanmak amacıyla Eski İnananların sayısının gizlice kaydedilmesini isteyen bir genelgeyi valilere gönderdi.

Manevi dönüm noktası
Kendi anılarına göre, Pajlar Kolordusundaki öğrenim yıllarında dinden “nefret eder” olmuş ve Hristiyanlıkla sık sık alay etmişti. Ancak Aydınlanmacı ilgileri yüzeyseldi: I. Pavel dönemindeki gözden düşüşü sırasında, 1797–1801 yıllarında Moskova’da yaşayan genç prensin yoğun biçimde kendi kendini eğittiği ve Metropolit Platon’la görüştüğü bilinir; bu da erken dönem manevi arayışlarına işaret eder.
Kutsal Sinod’un Baş Savcısı olarak ilk yıllarında Golitsin, alışkanlıklarını değiştirmek için acele etmiyordu. Prens daha sonra bu dönemi ironik bir şekilde hatırladı:
“Bazen gençlik eğlencelerinin ortasında, dönemin güzellerinden oluşan dar bir çevrede, başıma gelen bu tuhaf duruma içimden gülmeyi severdim; bu ahlaksız nedimelerin o kez kendilerini Kutsal Sinod’un ober-prokurorunun ziyaret ettiğini fark etmemeleri bana çok eğlenceli gelirdi.”
O dönemde kilise hakkındaki bilgisi çok sınırlıydı. Örneğin Ortodoks Kilisesi’nde neden yalnızca keşişlerin piskopos olabildiğine içtenlikle şaşıran Golitsin, “Bunu herhâlde sarhoş bir patrik koymuştur,” diyordu. Prens daha sonra ilk yıllarda Sinod’u “putperestçe bir vicdanlılıkla” yönettiğini itiraf etti.
Ardından mistisizmle tanıştı. Bu ilgiyi başlatan kişi olarak, I. Pavel döneminde Danimarka büyükelçiliği yapmış mason ve mistik Rodion Koşelev gösterilir. Devrim öncesi bazı tarihçiler ile kimi çağdaş araştırmacılar, örneğin Aleksandr Nikolayeviç Pıpin ve Kondakov, Koşelev’in 1810’da prensi “Avignon Cemiyeti” ya da “Yeni İsrail” takipçilerinin para-masonik çevresine soktuğunu ileri sürmüş ve Golitsin’i mason saymıştır.
Ancak çağdaş araştırmacılar, özellikle Zazulina, bu görüşe karşı çıkar ve Golitsin’in herhangi bir locaya üye olduğunu kanıtlayan belge bulunmadığını belirtir. Aristokrat salonlarına yaptığı ziyaretler, gizli cemiyetlere gerçek bir katılımdan çok sosyete modasına uyuyordu. Dahası Golitsin 1807’de, imparatorun emriyle, kendisini “Avignon Cemiyeti”nin başı ilan eden Polonyalı okültist Tadeusz Grabianka hakkında soruşturma yürüttü. Casusluk ve büyücülükle suçlanan Grabianka, Peter ve Paul Kalesi’nde öldü; Golitsin de onun Azize Katerina Katolik Kilisesi’ne sessizce gömülmesini emretti.
Yine de Koşelev, “iç Hristiyanlık” ya da “kalp dini” denilen anlayışın fikirlerini Sankt-Peterburg sosyetesine gerçekten taşıdı: bu akım kişisel mistik yaşantıyı ve vecd hâlindeki inanç deneyimini resmî kilisenin dışsal ayinlerinden üstün tutuyordu.
Golitsin’in görüşleri hem François Fénelon ile Jeanne Guyon’un eserlerinde temsil edilen, Tanrı’nın iradesine tam ve edilgen teslimiyet öğretisi Katolik quietizminden hem de Jacob Boehme ve Emanuel Swedenborg’un Protestan mistisizminden etkilendi. Prens insan aklının imkânlarına kuşkuyla yaklaşmaya başladı: “Yüce Tanrı’nın bir engel koyduğu yerde yalnızca inanmak gerekir,” diyordu. Tanrı’ya yaklaşımını ise şöyle anlatıyordu: “İnsan düşünmeden yüreğini Tanrı’ya çevirmeli ve merhametini dilemelidir; tıpkı bir canavar gören çocuğun annesinin kollarına atılması gibi.”

Golitsin 1812’de Fontanka Rıhtımı 20 numaradaki evini yeniden yaptırdı. Mimar Aleksandr Vitberg, prensin isteği üzerine ev kilisesine gizemli bir hava verdi: içeri gün ışığı girmiyor, ibadet odalarında siyah mermerden tabuta benzer yapılar bulunuyor, kandiller yakut camdan kalpler biçiminde yapılıyordu.
Evin kasvetli atmosferi ürkütücü bir şehir efsanesi doğurdu. Söylentiye göre Golitsin burada, vahşi danslar, dönmeler ve trans hâlinde kehanetlerden oluşan coşkulu Hlıst ayinleri düzenliyordu. Onunla anlaşmazlık içindeki Metropolit Amvrosi’nin casusları bunu öğrenince prensin, ayinleri yöneten Hlıst ihtiyarı bodruma diri diri gömdürdüğü ve geceleri oradan iniltiler duyulduğu anlatılıyordu. Bunlar yalnızca efsaneydi.

Görevi gereği İncil’i okumak ve kilise işlerini öğrenmek zorundaydı. Zamanla kendi yaşamının Hristiyan idealleriyle uyuşmadığını fark etti. Daha sonra yaşam tarzını değiştirdi: tiyatroya gitmeyi bıraktı, yumuşak kuş tüyü döşeğini attı, dar bir ahşap sırada uyumaya başladı ve yatak odası olarak özellikle evin en nemli odasını seçti.
1812 sonbaharında, Napolyon’un Moskova’yı işgal etmesinin yarattığı panik sırasında, hayatı ve iktidarı için büyük korku duyan I. Aleksandr Golitsin’i ziyaret etti. Görüşmeleri sırasında Fransızca bir İncil yere düştü ve Kral Davud’un 90. Mezmuru’nda açıldı: “Yüceler Yücesi’nin yardımında yaşayan, göklerin Tanrısı’nın korumasına sığınır…”
Golitsin bunu gökten gelen bir işaret olarak coşkuyla yorumladı ve çarı bu mezmurun tehlike zamanlarında okunduğuna inandırdı. Olay Aleksandr üzerinde büyük bir etki bıraktı; İncil onun başucu kitabı oldu. Golitsin bu mucizenin anısına, mor bir pelerin giymiş meleğin 90. Mezmur’u okuduğu bir tablo sipariş etti. Bu tablo daha sonra Karl Bryullov’un yaptığı ünlü portresinin arka planında yer aldı.
Golitsin ayrıca eskatolojiye, yani dünyanın yaklaşan sonunun beklentisine de ilgi duymaya başladı. Alman mistiği Johann Heinrich Jung-Stilling’in hesaplamalarına dayanarak, İsa’nın İkinci Gelişi’nin 1816 ile 1836 arasında gerçekleşeceğine ciddi şekilde inanıyordu.
Golitsin ayrıca sadık bir ekümenist oldu: tüm Hristiyanların görünmez bir “iç kilise” içinde birleştiğine ve geleneksel mezheplerin (“dış kiliseler”) sadece ikincil öneme sahip olduğuna inanıyordu. Kendi inancını şöyle formüle etti:
“Yeryüzünde yaşadığımız ve dış bir kabuk giydiğimiz sürece, çobanımız olana ve tek bir sürü olana kadar dışarıdan Hristiyan kiliselerinden birine ait olmalıyız.”
Tarihçi Çistoviç, Golitsin’in mistisizminin teorik değil, “ahlaki duygu ve kalp” mistisizmi olduğunu belirtti. Prens Ortodoks Kilisesi’ne bilinçli olarak zarar vermek istemiyordu; ancak onu diğer bütün mezheplerle aynı düzeye koyarak muhafazakârların gözünde statüsünü nesnel olarak düşürüyordu. Çistoviç yine de bakanın hizmetini teslim eder: Yüksek sosyetede inanç meselelerine ilgiyi uyandıran ve aristokrasiyi biçimsel ayinlerden içsel manevi arayışlara yönelten Golitsin’di.
Moskova Metropoliti Filaret (Drozdov), bakanın inancını daha sonra “Ortodoks dogmalarla çeşitli sapkın ve mezhepçi öğretilerin karıştığı belirsiz, duygusal-mistik bir renk” olarak tanımladı.
Tarihçi Mihail Yakovleviç Moroşkin bakana daha da sert bir değerlendirme yaptı:
“Saray hayatının inceliklerini ve en küçük ayrıntılarını öğrenmiş, üç hükümdarlık boyunca sarayın Skylla ve Kharybdis’i arasında ustalıkla ve güvenle yol alabilen bu tuhaf ve görünüşe göre iyi yürekli adam… din meselelerinde tam bir çocuk, Ortodoksluk konusunda neredeyse cahil ve bütün mezhepçilerin acınası oyuncağıydı… Sağlam bir dinî zemini ve temeli bulunmayan bu ruhta, birbirleriyle ne kadar çelişirlerse çelişsinler, bütün inançlar sessizce yer buluyor ve yan yana yaşayabiliyordu.”
— Mihail Yakovleviç Moroşkin, Golitsin hakkında (Rusya’daki Cizvitler kitabından)
Çağdaşları Golitsin’deki bu dinî değişimin samimiyetini farklı biçimlerde değerlendirdi. Ancak Golitsin’in idaresinde görev yapan yazar ve memur Vladimir İvanoviç Panayev, anılarında onun inancının gerçek olduğunda ısrar etti:
“Bu değerli insan, yumuşak ve güven dolu bir kalbe sahip, doğası gereği düşünceli ve mucizevi olana yatkın biri olarak içten gelen bir coşkuyla hareket ediyordu; belki de bu yüzden ölçüyü aştı, coşkusunun sınırlarını tanımadı; bu nedenle başkalarının sahte dindarlığına inandı ve ne yazık ki onların zararlı etkisine boyun eğdi.”
— Vladimir İvanoviç Panayev, Golitsin hakkında (Anılar’dan)
Golitsin, bakandan para ve makam koparmak için kendilerini aziz gibi gösteren dinî dolandırıcıların ve kariyeristlerin kurbanı oldu. Bu kariyeristlerden biri Mihail Magnitski’ydi. Panayev’in aktardığına göre Magnitski, Simbirsk valisiyken bakanın gözüne girmek için yerel bir İncil cemiyeti kurdu; hatta bir keresinde yalnızca “dindarlığına” ilişkin söylentilerin Golitsin’e ulaşması umuduyla, yöredeki bir meczubun kutsamasını almak üzere arabasından atladı. Magnitski valilik görevinde gözden düşünce kariyerini kurtaran ve onu Eğitim Bakanlığına nakleden de Golitsin oldu.
Bu ideolojik zıtlık – kilise ve eğitimi yöneten departmanın başında eski bir özgür düşünür – muhafazakar Ortodoks din adamlarının Golitsin’i asla kendilerinden biri olarak görmemesinin nedenini açıklar. Anı yazarı Vigel bu paradoksal dönüşümü şöyle tanımlamıştır:
“İlahiyat bilimlerinden bütünüyle habersiz olan Golitsin bütün mezheplere mensuptu, ama hiçbirine ait değildi. Açıklayamadığı ve anlayamadığı şeyler uğruna acımasız bir zalime dönüşen yumuşak huylu bir insanı görmek tuhaftı. Bu arada en tanınmış kurbanlar onun darbeleri altında yere serildi.”
— Filipp Filippoviç Vigel, Golitsin hakkında (Notlar’dan)
Çarpıcı bir örnek “Staneviç davası”dır: yazar Yevstafi İvanoviç Staneviç, devlet destekli mistisizmi eleştiren Bir Çocuğun Mezarı Başında Konuşma adlı kitabını yazdığında, sansürcü Arşimandrit İnnokenti (Smirnov) eserin basılmasına izin verdi. Golitsin öfkeye kapıldı. Metropolit Filaret’in daha sonra hatırladığına göre prens onu çalışma odasına çağırdı ve öfkeli notlarla baştan sona doldurulmuş bir kitap nüshasını hışımla masaya fırlattı.
Filaret’in skandalı yatıştırma ve tartışmalı formaları yeniden bastırma çabalarına rağmen Golitsin her şeyi hemen imparatora bildirdi ve sansürcünün fiilen sürgün edilmesini sağladı: piskopos olarak önce Orenburg’a, ardından Penza’ya gönderildi. Bakan öfkesini, yazarın İoannis Hrisostomos’u Aziz Augustinus’a “yalnızca Doğu Kilisesi’ne mensup olduğu için” üstün tutmaya cüret etmesiyle açıkladı.
Manevi İşler ve Halk Eğitimi Bakanı
1816’da Golitsin Halk Eğitimi Bakanı olarak görevlendirildi ve 1817’de din ve eğitim yönetimi tek bir bölümde birleştirildiğinde, yeni Manevi İşler ve Halk Eğitimi Bakanlığı’nın başında oldu. Bu görevlerde 1824’e kadar kaldı.
Bu bakanlığın yapısı emsalsizdi: yayıncı Aleksandr Skarlatoviç Sturdza’nın belirttiği gibi, “elbise onun boyuna, hükümdarla ilişkisine göre dikilmişti”; başka bir deyişle bakanlık özel olarak Golitsin için kurulmuştu. Ortodoks Sinodu’nun, Katoliklerin, Protestanların, Müslümanların ve hatta paganların yönetimi tek bir bakanlıkta birleştirildi ve bütün bunlar tek bir sivil memurun emrine verildi. Golitsin istifa edince bakanlık yeniden dağılacaktı.
Bu görevde Golitsin, 1820’de Rusya’da birleşik bir Evanjelik Lüteriyen Kilisesi kurulmasını sağladı ve Fin Zacharias Cygnaeus’u Sankt-Peterburg’un ilk Lüteriyen piskoposu olarak atadı. Bu durum Baltık soyluları arasında büyük hoşnutsuzluk yarattı, ancak bakan muhalefeti sert biçimde bastırdı.
Bir başka görev özellikle dikkat çekicidir: Golitsin 1819’dan 1842’ye kadar Posta Dairesini yönetti. Bu görev, özel yazışmaların gizlice açılıp okunması anlamına gelen perlustrasyonun denetimini de içeriyordu. Yirmi üç yıl boyunca başkalarının mektuplarını okuyan bu adam, bakanlık görevlerinden ayrıldıktan sonra bile korku ve gizli nefretin hedefi oldu.
İncil Cemiyeti ve Kutsal Yazı Çevirisi
Golitsin mistisizmle yalnızca kişisel olarak ilgilenmiyor, idari imkânları kullanarak onu etkin biçimde yayıyordu. Bakanın Rusya’nın en iyi ruhani yazarı saydığı Aleksandr Labzin’in Sionski Vestnik (Siyon Habercisi) dergisini yayımlatmak için sansürcülüğü bizzat üstlendi ve bütün sayılara basım izni verdi.
1820’de Golitsin memurlara Batılı mistiklerin, Stilling, Guyon ve Tauler’in eserlerini çevirtmeyi emretti; piskoposluk yöneticilerine de bu kitapları satın almalarını tavsiye eden genelgeler gönderdi. Her şeye gücü yeten bakanı memnun etmek isteyen piskoposlar yüzlerce nüsha satın alıyor, kendilerine bağlı din adamlarını da şişirilmiş fiyatlarla almaya zorluyordu: örneğin Guyon’un bir broşürü o dönem için çok yüksek bir tutar olan 6 rubleydi. Mistik edebiyat modası böylece yukarıdan dayatılıyordu.
1813 gibi erken bir tarihte Rus İncil Cemiyeti’nin (RBO) başkanı oldu. Ağustos 1814’te, onun önerisi üzerine, imparatorluğun en büyük hayır kurumu olan İmparatorluk Hayırseverlik Derneği kuruldu ve Golitsin baş mütevelli görevini üstlendi.
Golitsin’in başlıca projesi Rus İncil Cemiyeti olarak kaldı. Kuruluş fikri, 1812 sonbaharında Petersburg’a gelen İngiliz papaz George Paterson ile General Robert Wilson’ın etkisiyle hız kazandı; ikisi de Golitsin’de hevesli bir destekçi buldu.
Cemiyetin ilk toplantısı 11 Ocak 1813’te prensin evinde yapıldı; Ortodoks, Katolik, Lüteriyen ve Reform kiliselerinin temsilcileri bir araya geldi. Cemiyet başlangıçta İncil’i imparatorluğun Ortodoks olmayan halklarının dillerinde yayımlamak için kurulmuştu, ancak Şubat 1816’da I. Aleksandr, Golitsin’e Kutsal Yazıların çağdaş Rusçaya çevrilmesini düzenlemesini ve böylece sıradan halk için erişilebilir kılınmasını emretti.
Golitsin döneminde Kutsal Yazılar toplam 41 dilde çevrilip yayımlandı. Bu dönemde basılan metinlerin toplam tirajı 500.000 nüshayı aştı.

Ortodoks din adamlarının öfkesinin gerçek nedeni kitapların kitlesel yayımlanması değil, çevirmenlerin metodolojik seçimiydi: Eski Ahit, eski İbranice Masoret metninden modern Rusça’ya çevrilmişti. O dönemin Rus Ortodoks Kilisesi için bu kabul edilemezdi: tüm Ortodoks dogmatikleri, litürjik ve patristik gelenekler, İncil’in Yunanca çevirisi olan Septuaginta’ya dayanıyordu. Muhafazakarlar, Yahudi kaynağına başvurmayı Yunan geleneğini atlayarak, Rusya’nın gizli bir Protestanlaşması ve Ortodoksluğa karşı bir Mason komplosu olarak algıladılar.
Ancak Golitsin’in reformcu çizgisi Avrupa bağlamına uygundu. Napolyon Savaşları’ndan sonra I. Aleksandr kendisini İlahi Takdir’in bir aracı olarak görüyordu. Avrupa hükümdarları 1815’te, yalnızca diplomatik bir anlaşma değil, kıtanın Hristiyan birliği tasarısının hayata geçirilmesi olarak da düşünülen Kutsal İttifak’ı imzaladı. Golitsin bu çizginin başlıca ideologlarından biriydi.
Bakanın bir başka ütopik projesi, 1817’de kurulan “İsrailli Hristiyanların Himayesi Komitesi”ydi. Dinî coşku içindeki Golitsin, Yahudileri topluca Hristiyanlığa geçirip özel tarım kolonilerine yerleştirmeye karar verdi. Hükümet bunun için Azak Denizi kıyısında 24 bin desyatina, yani yaklaşık 26 bin hektar verimli arazi ayırdı, yüksek maaşlı memurlar atadı ve yerleşimcilere büyük ayrıcalıklar vaat etti. Ancak projenin sürdüğü 20 yıl boyunca koloniye yalnızca bir Yahudi aile taşındı; çağdaşlarına göre o da yalnızca arazi spekülasyonu için gelmişti. Hazine on binlerce ruble harcadı ve 1830’larda toprak devlete geri verildi.
Lancaster okullarının yaygınlaştırılması çok daha başarılı oldu. Golitsin 1818’de bu amaçla kurulan komitenin çalışmalarını üstlendi. Akran öğretimine dayanan bu sistem, sıradan insanlara hızlı ve düşük maliyetle okuma öğretip İncil’i kendilerinin okuyabilmesini amaçlayan İncil Cemiyetinin temel hedefine çok uygundu. Yöntemde bir öğretmen daha büyük ve başarılı öğrencileri, yani monitörleri denetliyor, onlar da bilgiyi küçüklere aktarıyordu. Böylece yüzlerce çocuk aynı anda en düşük maliyetle eğitilebiliyordu.
Golitsin 1820’de Filistin’in Yafa kentinde bir Rus konsolos yardımcılığı kurulmasını da destekledi; bu konsolosluğun başlıca görevi, Kudüs’teki kutsal yerleri ziyaret eden Rus hacılara yardım etmekti. Buradan gelen raporlar doğrudan Manevi İşler Bakanına ulaşıyordu.
Eğitim İdaresi ve Sansür
Golitsin’in dairesinin eğitim yönetiminde kullandığı yöntemler sertti. Onun atadığı memurlar, Magnitski, Dmitri Pavloviç Runiç ve Mihail Aleksandroviç Kavelin, üniversitelerde denetim uyguladı. Profesörler “dindarlık eksikliği” gerekçesiyle görevden alındı. Dmitri Runiç’in 1821’de birçok önde gelen profesörü uzaklaştırmasıyla Sankt-Peterburg Üniversitesinin yıkıma uğraması, Avrupa’daki öğrenci hareketlerinden, özellikle yazar August von Kotzebue’nün bir Alman öğrenci tarafından öldürülmesinden korkan I. Aleksandr’ın doğrudan talimatıyla Golitsin tarafından başlatıldı. Magnitski ise Kazan Üniversitesinin özgür düşünce yüzünden bütünüyle kapatılmasını imparatora önerdi.
Bununla birlikte, başka hiç kimse kendi döneminde aynı anda üç üniversitenin — Varşova, Harkov ve Sankt-Peterburg (ikincisi 1819’da Ana Pedagoji Enstitüsü temelinde kurulmuştur) ve ayrıca Odessa’daki Richelieu Lisesi’nin — açılmasıyla övünemez.
Golitsin döneminde laik sansür de korumacı bir nitelik kazandı. Prens kurmaca edebiyatı küçümsüyordu. Tsarskoye Selo Lisesi müdürü öğrenciler için bir şiir topluluğu kurulmasını önerdiğinde Golitsin bunu yasakladı ve gençlerin “kendi düşüncelerini ortaya koymaktansa bilgili ve deneyimli kişilerin görüşlerini daha çok dinlemeleri” gerektiğini söyledi. Romanları “bütünüyle önemsiz ve okunması zararlı”, masalları ise “zevki ve zihni bozan” eserler sayıyordu.
Golitsin’in sansürü, Aleksandr Petroviç Kunitsın’ın eseri gibi doğal hukuk kitaplarını yasaklıyor, Puşkin dâhil genç şairlerin dizelerinde kusur arıyor ve “aşk tanrısı” gibi zararsız ifadeleri bile engelliyordu.
Ancak başka örnekler de vardı. Golitsin, 1823-1824 yıllarında öğrencilerin gizli toplulukları olan Filomatlar ve Filaretlerle ilgili, büyük yankı uyandıran “Vilna Üniversitesi davası”nı ele almak zorunda kaldı. Soruşturmayı, bundan kariyer sağlamaya çalışan Nikolay Nikolayeviç Novosiltsev başlattı. Golitsin ise Novosiltsev’in konumunu güçlendirmek istemediğinden, onun imparatora sunduğu raporlarla alay etti ve meseleyi İmmanuel Kant üzerine zararsız felsefi tartışmalara indirgedi. Golitsin’in müdahalesi sayesinde, şair Adam Mickiewicz’in de aralarında bulunduğu hükümlü öğrencilerin çoğu Sibirya sürgününden kurtuldu ve Rusya’nın merkezî vilayetlerine sürüldü.
Daha sonra, Ağustos 1828’de Golitsin, küfür sayılan Gavriliada şiirinin yazarını araştıran komisyona katıldı. Başlıca şüpheli, Golitsin hakkında daha önce birkaç kötü niyetli epigram yazmış olan Puşkin’di. Prensin şairden intikam almak ve onu uzun süreli sürgüne göndermek için kusursuz bir gerekçesi vardı. Ancak ihbarlardan, özellikle Puşkin’i ele veren saray hizmetkârlarının ihbarlarından nefret eden Golitsin onu beklenmedik biçimde kurtardı: davayı bürokratik işlemler içinde boğdu. Sonuçta Puşkin yalnızca I. Nikolay’la özel bir görüşme yapmakla kurtuldu.
Tarikatlara himaye ve manyetizmaya ilgi
Mistik arayışlar bakanı resmî Ortodoksluktan giderek uzaklaştırdı. Golitsin en aşırı mezheplere karşı bile şaşırtıcı bir hoşgörü gösterdi. Ancak 1819’da, Petersburg genel valisi Mihail Andreyeviç Miloradoviç’in yeğeninin bedensel günahlardan kurtulmak için hadım uygulayan radikal Skoptsı mezhebine geçmesi büyük bir skandala yol açınca, prens bu mezhebin lideri Kondrati İvanoviç Selivanov’un Suzdal’daki bir manastıra sürülmesini kabul etmek zorunda kaldı.
Daha sonra Golitsin, evlenmeden önceki soyadı Buxhoevden olan ve Lüteriyenlikten Ortodoksluğa geçen Yekaterina Filippovna Tatarinova’nın “ruhani birliği”ne yakınlaştı. Bu tarikatın vecd ayinleri, ritüel dansları ve ilahileri Hlıstların ve Skoptsıların uygulamalarını andırıyordu. Toplantıların, Tatarinova’ya bizzat imparatorun oturma izni verdiği Mühendisler (Mihaylovski) Şatosu’nda yapılması dikkat çekiciydi. Dahası I. Aleksandr tarikatı himaye ediyor, önde gelen üyelerinden “Nikituşka”ya (Nikita Fyodorov), eski bir Harp Okulu müzisyenine ve dönemin bir tür “Rasputin”ine 14. sınıf rütbesi bile veriyordu. Bu olayların çağdaşı Panayev, uygulamaların canlı bir tasvirini bıraktı:
“Tatarinova orada, bir su teknesinin çevresinde bitkin düşene kadar dönmekten oluşan özel bir ibadet biçimi kurdu; dönen kişinin kehanet armağanı kazandığına inanılıyordu. Mucizevi olana eğilimli Prens Golitsin onun toplantılarına katılırdı.”
— Vladimir İvanoviç Panayev, Tatarinova tarikatı ve Golitsin hakkında (Anılar’dan)
1837’de Tatarinova’nın tarikatı I. Nikolay’ın özel emriyle dağıtılıp üyeleri manastırlara ve hapishanelere gönderildiğinde, eski gözde yardım için Golitsin’e başvurdu. Ancak prens, Vigel aracılığıyla korkakça “bu hanımefendiyle tanışıklığını güçlükle hatırladığını” bildirdi.
İstifasından sonra prens manyetizma fikirleriyle ilgilenmeye başladı: 1820’lerin sonunda Anna Petrovna Zubova’nın, evlenmeden önceki soyadıyla Turçaninova’nın ateşli bir hayranı oldu. Marjinal tarikat üyelerinin aksine o, yüksek sosyeteden bir hanımefendi ve Sankt-Peterburg ober-polismeysteri Sergey Aleksandroviç Kokoşkin’in öz teyzesiydi; seansları başkent soyluları arasında çok popülerdi. Turçaninova felçlileri ve kamburları yalnızca bir “bakışla” iyileştirdiğini, yaşam gücünü doğadan çekip çıkardığını öne sürüyordu. Golitsin 1829’da mektuplarında ondan coşkuyla söz etti:
“Turçaninova adlı genç kadın gerçekten olağanüstü bir olgu. Bakışıyla iyileştiriyor; kamburlarla başladı, şimdi felçlileri, sinir rahatsızlıklarını, göz hastalıklarını, hatta sağır ve dilsizleri tedavi ediyor… Turçaninova’ya bu çocuklar üzerinde etkili olan gücü sordum; bunun, yaşam gücünü doğadan çekip bakış yoluyla hastalara aktaran bir pompaya benzetilebileceğini söyledi…”
Golitsin, Turçaninova’nın seanslarına on yıl boyunca, 1830’dan 1840’a kadar, bazen haftada üç kez katıldı. Hatta onun bütün öğüt ve tavsiyelerini kaydettiği ayrıntılı bir Manyetik Krizler Günlüğü tuttu. Turçaninova Golitsin’i, ilerleyen körlüğü de dâhil olmak üzere, yalnızca iyileştirmeye çalışmıyor; onu öteki dünyayla ilişkilendiriyor, siyasi öğütler veriyor ve dinî kehanetler yazdırıyordu. Ancak tedavi işe yaramadı ve prens kör oldu. Ölümünden kısa süre önce, 1840’larda Golitsin bu kez Doğu Kilisesi için büyük bir gelecek öngören “Maurer adlı genç kadın”ın etkisine girdi.
Her şeye gücü yeten bakanın düşüşü: Fotiy ile çatışma
Golitsin’in başlıca suçlayıcısı Arşimandrit Fotiy (Spasski) idi. Golitsin başlangıçta Fotiy’e saygı duyuyordu. İkisinin 1822’den kalan yazışmaları, her şeye gücü yeten bakanın genç keşişe mistik bir bağlılıkla boyun eğdiğini gösterir. Golitsin ona “Avva” (manevi baba) diyor, tuhaf rüyalarını yorumlamasını istiyordu; örneğin alnından uzun ve sert bir fırça çektiğini ve lütuf hissettiğini anlatmıştı. Fotiy’in koyduğu dua kurallarına itaatle uyuyor, sabah akşam yere kapanıyor ve keşişin gönderdiği “kutsal ekmeği” saygıyla yiyip yoksullarla paylaşıyordu. Fotiy de başlangıçta bakandan coşkuyla söz etmişti:
“Golitsin, Tanrı’nın meleği gibiydi… Onu kalbimle ve Mesih’te seviyorum.”
Bu olayların çağdaşı Panayev, İlahiyat Akademisindeki sınavda yaşanan anlamlı bir sahneyi anlatır: Bakan salona girdiğinde, bir kenarda oturan Fotiy’i özellikle gözleriyle arayıp buldu ve ona saygıyla eğildi; keşiş ise yüksek rütbeli devlet adamını gösterişli biçimde görmezden gelerek tespihini çekmeyi sürdürdü.
Fotiy genel olarak dizginsiz fanatizmiyle tanınıyor, kendisinden açıkça korkan imparatorluğun en yüksek rütbeli yöneticilerine karşı küstahlığa varan davranışlarda bulunuyordu. Panayev’e göre aynı sınavda bir başka seçkin devlet adamı, Speranski ile şu olay yaşandı:
“Speranski… Fotiy’e yaklaştı… ‘Peder Fotiy,’ dedi Speranski, ‘beni kutsayın.’ Fotiy başını kaldırıp boğuk bir sesle, ‘Sizi tanımıyorum,’ dedi. Bu sözler Speranski’yi öylesine sarstı ki sendeledi, kızardı ve mahcup biçimde, ‘Ben Speranski’yim,’ diye karşılık verdi. ‘Ah, siz Speranski misiniz?’ diye haykırdı Fotiy. ‘Tanrı sizi kutsasın,’ diyerek onu geniş bir haç işaretiyle kutsadı.”
— Vladimir İvanoviç Panayev, Fotiy ve Mihail Speranski hakkında (Anılar’dan)
Golitsin’in Mayıs 1824’teki düşüşü, muhafazakâr kanadın özenle planladığı bir komplonun sonucuydu: Arakçeyev, Metropolit Serafim (Glagolevski), Arhimandrit Fotiy ve Magnitski. Entrikanın başlıca düzenleyicisi, her şeye gücü yeten Kont Aleksey Andreyeviç Arakçeyev’di. Arakçeyev, Golitsin’i imparatorun en yakın çevresinde yer alan siyasi bir rakip olarak görüyordu. Dinî meselelerden pek anlamamasına rağmen, çoğu kariyerini Golitsin’e borçlu olan kilise hiyerarşlarını ve görevlilerini yanına çekti.
Bakanın düşüşünde kilit rolü Fotiy oynadı. I. Aleksandr’a gönderdiği ihbarnamelerde Golitsin’in çevresini “dönüp duran Hlıstlardan oluşan bir tarikat” diye nitelendirdi. Hlıstlık suçlaması kendiliğinden cinsel ahlaksızlık çağrışımı taşıyordu. Fotiy’in söyleminde dinî sapkınlık ile cinsel sapma aynı zincirin halkalarıydı: her ikisi de toplumsal düzenin “dizginlerini” koparıyordu. Aynı ihbarnamelerde Golitsin ile çevresindekileri “sefihler” diye adlandırması tesadüf değildi.
İlişkinin kopuşu Nisan 1824’te yaşandı. Fotiy’in kendi anılarına göre Golitsin kutsama istemek için geldiğinde keşiş bunu kesinlikle reddetti. Bakanı sapkınları korumak ve kilise karşıtı kitaplar, özellikle de Pastör Gossner’in eserlerini yayımlamakla suçladı; ona Yeremya’nın kehanetlerindeki “canavar” dedi.
Golitsin bunun imparatorun iradesi olduğunu ileri sürmeye çalıştı, sonra küçümseyerek arkasını döndü ve kapıyı çarparak hücreden çıktı. Fotiy arkasından şöyle bağırdı: “Kiliseye ve devlete yaptığın kötülüklerden tövbe etmezsen… göklerin krallığını göremeyecek ve cehenneme ineceksin!” Bu sahneden ve Fotiy’in ardından imparatora gönderdiği ihbarlardan tam yirmi gün sonra Golitsin görevden alındı.
Panayev’e göre komplocular önceden gerçek casuslar gibi hareket etti: Magnitski’nin ajanı, kolejyum asesörü Platonov, Gossner’in kitabının basılmış formalarını matbaadan gizlice satın alıyor ve dizgicilere forma başına bir grivennik, yani 10 kopek ödüyordu. Kitap tamamlanır tamamlanmaz, resmî yayımından önce ciltlenip imparatora sunuldu. Metropolit Serafim I. Aleksandr’la olağanüstü bir görüşme yaptı; Panayev bunu şöyle aktarır:
“Metropolit onun [imparatorun] ayaklarına kapandı ve yönetimi Ortodoks Kilisesi’ni sarsan Prens Golitsin’in görevden alınmasını istedi.”
— Vladimir İvanoviç Panayev, Golitsin’e karşı komplo hakkında (Anılar’dan)
Golitsin intikam fırsatını kaçırmadı. Muhafazakâr Aleksandr Semyonoviç Şişkov yeni Halk Eğitimi Bakanı olarak atandı. Vigel’in hatırladığına göre Golitsin, gençliğinde Şişkov hakkında sert epigramlar yazmış olan genç Dmitri Nikolayeviç Bludov’u bakan yardımcılığına getirmesi için imparatoru ikna etti. Vigel’e göre Golitsin, “yaşlı bir çocuğa oldukça genç bir dayı atanmasını” eğlenceli bulmuştu; üstelik bu kişi ihtiyarın gençliğinde hakkında epigramlar yazdığı ve adını öfkesiz duyamadığı adamdı.
İstifadan sonraki hayatı ve I. Nikolay dönemindeki etkisi
Golitsin’in siyasi sezgisi ve sadakati hanedan meselelerinde de kendini gösterdi. 1823 yazında, Büyük Dük Nikolay Pavloviç’in veliaht ilan edilmesine ilişkin ve Konstantin Pavloviç’in 14 Ocak 1822 tarihli tahttan feragat mektubuna dayanan gizli manifestonun üç nüshasını Golitsin bizzat temize çekti. Nüshalar “İmparatorun ölümünden sonra açılacaktır” ibareli zarflara mühürlendi ve Golitsin tarafından 15 Ekim 1823’te Devlet Konseyine, Senatoya ve Sinoda teslim edildi.
I. Aleksandr’ın ölümünün ardından yaşanan 1825 hanedan krizinde, Devlet Konseyi kıdem hakkı gereği Konstantin Pavloviç’e bağlılık yemini edilmesinde ısrar edince, merhum imparatorun gizli iradesine dayanarak karşı çıkan tek kişi Golitsin oldu. Ancak Büyük Dük Nikolay Pavloviç o sırada yine de ağabeyine bağlılık yemini etmeye karar verdi.
Memur Magnitski, Golitsin bakanlık görevini kaybeder kaybetmez haince Arakçeyev’in tarafına geçti ve hemen Golitsin’in portresinin Kazan Üniversitesi konferans salonundan çıkarılmasını emretti. Oysa daha önce prense yaranmak için bütün eğitim bölgesini bu portrenin masrafına katkıda bulunmaya zorlamıştı. Daha sonra I. Nikolay, merhum çarın çalışma odasındaki evrakları düzenleme görevini Golitsin’e verdiğinde, karşısına çıkan ilk belge Magnitski’nin Golitsin hakkında yazdığı bir başka ihbar oldu. Yeni imparator bu kâğıdı görünce böylesine küstah bir entrikacının başkentte bulunmasını tehlikeli saydı ve Magnitski’yi sürgüne gönderdi. Golitsin de böylece ondan intikam almış oldu.
I. Nikolay döneminde Golitsin’in devlet üzerindeki etkisi sona ermiş olsa da imparatorluk ailesinin tam güvenini korudu. 14 Aralık 1825’teki Dekabrist ayaklanması sırasında sarayda imparatorluk ailesini koruyan oydu. Aynı akşam Golitsin bizzat bir muhafız birliğiyle Sergey Petroviç Trubetskoy’un kayınpederi Kont İvan Stepanoviç Laval’ın evine gitti; orada yırtılmış ve kısmen yakılmış belgeler, bunların arasında Trubetskoy’un kendi el yazısıyla hazırlanmış ayaklanma planını buldu. Bu belgeler belirleyici kanıtlar oldu.
Dekabristlerin soruşturulması sırasında Özel Soruşturma Komisyonu üyesi olan Golitsin, ayaklanmaya katılan 39 kişinin idamını savundu. Aynı zamanda Hristiyan merhameti de gösterdi: anılara göre sorgu sırasında, bütün gün yemek yememiş tutuklulardan birini kendi öğle yemeğinden kalanlarla doyurdu.
Dekabrist Trubetskoy, soruşturma sırasında Golitsin’in kendisi ve Kondrati Fyodoroviç Rıleyev’le içten bir konuşma yaptığını hatırlıyordu: “Prens Golitsin’in davamızın o kadar kötü sonuçlanmayacağını herhâlde bildiği aklıma geldi; çünkü öteden beri dindar sayılan bir insan, ölüme mahkûm edilmiş kişilerle böylesine neşeli konuşup neredeyse şakalaşamazdı.” Bununla birlikte bazıları Golitsin’in faaliyetlerini olumsuz değerlendiriyor, onu yumuşaklık ve sevecen tavırlarla hareket eden tipik bir Cizvit sayıyordu; bu yüzden pek çok kişi bu tuzağa düşmüştü.
Golitsin’in iki yeğeni Aleksandr ile Valerian’ın da Dekabrist davasına karışması dikkat çekicidir; Valerian Sibirya’ya sürgün edildi. Ancak prens onlara yardım etmedi, yalnızca Valerian’ın diğer tutuklulardan ayrı tutulmasını sağladı.
Daha sonra I. Nikolay başkentten uzun süre ayrıldığında ailesini Golitsin’e emanet etti. Golitsin 1826’da, çara iç siyasi krizden çıkış yolu önermekle görevli gizli “6 Aralık 1826 Komitesi”ne katıldı; ayrıca ölen İmparatoriçe Yelizaveta Alekseyevna’nın günlüklerinin rastgele ellere geçmemesi için I. Nikolay’a bunları yakmasını ısrarla tavsiye etti.
Bakanlık görevlerinin kaybına rağmen, Golitsin dini ve eğitim politikalarını etkilemeye devam etti. 1826’da, muhafazakar Şişkov, ünlü Voltaire Kütüphanesi’ni ziyaretçilere kapatması için I. Nikolay’a tavsiye ettiğinde, Golitsin imparatoru yeni bir sansür komisyonu kurmaya ikna etti; komisyonda Şişkov bulunmadı ve bu da onun istifasına yol açtı.
Golitsin imparatorluğun Batılı mezheplerinin kaderinde özel bir rol oynadı. 1828’de Evanjelik Lüteriyen Kilisesi için bir tüzük hazırlanmasına yardım etti. Ancak Rum Katoliklere, yani Uniatlara yönelik politikası belirleyici sonuçlar doğurdu. 1830–1831 Polonya Ayaklanması bastırıldıktan sonra Golitsin, Batı vilayetlerindeki Uniatların zorla Ortodoksluğa geçirilmesini öneren bir notu I. Nikolay’a sundu; gerekçesi Ortodoksların çara daha sadık olmasıydı. Onun girişimiyle Uniat kiliseleri zorla Ortodoks biçimine dönüştürülmeye, bebekler yalnızca Rus azizlerinin adlarıyla vaftiz edilmeye başlandı. Bu sert çizgi 1839 Polotsk Konsili’nde birliğin kaldırılmasıyla sonuçlandı, ancak uzun sürecek dinî çatışmaların temelini attı.
Golitsin aynı zamanda isyancı Polonyalı öğrencilerin öğrenim gördüğü Vilna Üniversitesi ile Volın Lisesinin kapatılmasına karşı çıktı, ancak imparator bu kez onu dinlemedi. Golitsin 1833’te besteci Aleksey Fyodoroviç Lvov’un yeni millî marşı “Tanrı Çar’ı Korusun!”u ilk destekleyenlerden biri oldu; bunun karşılığında imparatordan elmaslarla süslü bir portre aldı.
Çevresindekilerin, özellikle Golitsin’in daha önce yaklaşık 200 bin ruble tutarında büyük bir yardım sağladığı Magnitski’nin ihanetine rağmen prens, hayatının sonuna kadar Hristiyan ideallerini uygulamaya çalıştı. Yıllar sonra Revel’e sürülmüş Magnitski, bağışlanmak ve iklimi daha iyi bir yere nakledilmek için Golitsin’e mektup yazınca prens şu cevabı verdi: “Bana karşı ne kadar suçlu olduğunuzu çok iyi biliyordum ve sizi daha o zaman bağışladım.” Prens kendisine zulmeden bu adama yeni bir maddi yardım sağladı ve Odessa’ya taşınmasına yardımcı oldu.
1840 kışında Golitsin ressam Bryullov’la tanıştı. Bryullov, Emiliya Timm’le skandallı bir boşanma sürecinden geçiyordu. Lüteriyenlerin boşanma davaları, Golitsin’in akrabası ve himaye ettiği Kont Nikolay Protasov’un başkanlık ettiği ruhani idarede çözüldüğü için, dostları koruma istemek üzere ressamı yaşlı prense getirdi.

Poz seansları sırasında Golitsin, Aziz İsaak Katedrali’nin iskelesinde üşütmüş ressama ahududu çayı ve bitkisel tentürler ikram etti. Bryullov da karşılıksız bırakmadı: ünlü portrede 67 yaşındaki prensi gençleştirerek ona iltifat etti. Golitsin, imparatorluğun en yüksek nişanlarının, Aziz Andreas Nişanı’nın mavi şeridi dâhil, neredeyse fark edilmediği sade gri bir sabahlıkla tasvir edilmiştir. Ressam böylece ödüllerin bu kişinin özünden ayrılmaz olduğunu ve gösteriş için sergilenmediğini vurgulamıştır. Prensin arkasında, 90. Mezmur’u okuyan meleği gösteren o tablo asılıdır.
Kırım’daki son yılları
Golitsin daha 1829’da Kırım’da arazi satın aldı; burada mimarlar Filip Elson ile William Gunt’un projesine göre onun için “Aleksandriya” Sarayı, bugünkü adıyla Gaspra’daki Kontes Panina Sarayı inşa edildi.
Prens 1842’de ilerleyen katarakt yüzünden tamamen kör oldu. Bütün görevlerinden ayrıldı, kendisine 12.000 ruble emekli maaşı kaldı ve Kırım’daki malikânesine çekildi. Burada kız kardeşi Yelizaveta Kologrivova ona bakıyor; komşuları Prenses Yelizaveta Vorontsova ile Barones Sofya Berkheym İncil’i Fransızca yüksek sesle okuyordu. Bakanlık yıllarında büyük bir düşmanlıkla yaklaştığı Eugène Sue, George Sand ve Honoré de Balzac gibi dünyevi romancıların eserlerini de burada dinledi.
1844 sonbaharında bir mucize gerçekleşti: Kievli cerrah Vladimir Afanasyeviç Karavayev yalnızca 28 saniye süren olağanüstü bir ameliyatla yaşlı adamın görmesini sağladı. Golitsin bu operasyona, kendisini tedavi eden “somnambül”, yani son yıllarında iletişim kurduğu medyum onay verdikten sonra razı oldu.
Golitsin Kırım doğasının güzelliğini son kez görebildi, ancak kısa süre sonra apopleksi, yani inme geçirdi ve 22 Kasım 1844’te öldü. Şaşırtıcı bir tarihî rastlantıyla, bir zamanların her şeye gücü yeten bakanı ile başlıca takipçisi Magnitski yalnızca bir gün arayla hayatını kaybetti.

Ölümünden kısa süre önce Golitsin kişisel arşivinin büyük bölümünü yok etti. Başlıca kutsal emanetini, I. Petro’yu kurtarmış olan aynı altın haçı, imparatorluk hanedanının meşru mülkü olarak İmparator I. Nikolay’a vasiyet etti; 1827’deki Osmanlı seferinden önce Nikolay’ı bu haçla bizzat kutsamıştı.
Vasiyeti uyarınca Golitsin, Sivastopol yakınlarındaki Fiolent Burnu’nda bulunan Aziz Georgios Manastırı’na gösterişsiz biçimde defnedildi; cenazeden tasarruf edilen para Simferopol’deki yoksullara dağıtıldı. Vasiyetinde şunu istedi:
«Tabutu asla gösterişli yapmayın, günahkar bedenim buna değmez; ahşap, temiz işçilikle, verniklenmiş, gümüş ve yaldızsız yapın; kapağın üzerine ne şapka ne de kılıç koyun; kapağın üzerine bir haç takılmış olmasını isterim.»
Auguste Poirot’nun Kaderi
Genç dansçı Auguste Poirot’ya gelince, kız kardeşinin sürgüne gönderilmesinden sonra kimse ondan St. Petersburg’u terk etmesini istemedi. Kariyerinin oldukça başarılı bir şekilde geliştiği Rusya’da kaldı. İlk başta dansçı olarak sahne aldı ve daha sonra bale ustası oldu, bazılarını İvan İvanoviç Valberh ve Charles Didelot ile birlikte olmak üzere 30’dan fazla bale sahneledi.
Rus bale tarihçisi Yuri Alekseyeviç Bahrushin, 1790’dan 1805’e kadar “Rus balesinin kendi kaderini tayin etmesi için sağlam bir temel atıldığını” belirterek bu dönemi son derece önemli olarak nitelendirdi.
Çağdaşları Poirot’nun yeteneğini çok takdir ettiler. Bale ustası Adam Pavloviç Gluşkovski, Auguste’u özellikle ulusal dansları icra etmesiyle ünlenen “mükemmel, birinci sınıf bir dansçı” olarak adlandırdı ve Rus dansını “gerçek bir Rus gibi” oynadığını söyledi. Biyografik Ansiklopedi de ona yüksek bir değerlendirme yaptı: “Auguste sadece iyi bir dansçı değil, aynı zamanda mükemmel bir bale ustasıydı… danslarda, özellikle Rus dansının icrasında eşsizdi.” Sahnenin yanı sıra St. Petersburg Tiyatro Okulu’nda ders verdi ve bir süre saray dans öğretmeni olarak görev yaptı.
Ölümüyle ilgili araştırmacıların versiyonları farklılık göstermektedir: bazı kaynaklara göre 1832’de St. Petersburg’da öldü; diğerlerine göre 1833’te sahneyi bıraktı ve 1844’te — Prens Golitsin ile aynı yıl — vefat etti.
Edebiyat ve kaynaklar
- Барсов Н. И. Исторические и критические опыты. СПб., 1879.
- Вигель Ф. Ф. Записки. М.: Захаров, 2000.
- Геце П. П. Из записок Петра Петровича фон Геце «Князь Голицын и его время» // Русский архив. 1902.
- Голицын А. Н. Воспоминания: Из записок Ю. Н. Бартенева // Русский архив. 1886.
- Дубровин Н. Ф. Наши мистики-сектанты: А. Ф. Лабзин и его журнал «Сионский вестник» // Русская старина. 1894.
- Загробные записки князя Николая Сергеевича Голицына. 1859.
- Зазулина Н. Н. Князь А. Н. Голицын: неизвестный во всех отношениях. М.: Бослен, 2019.
- Зорин А. Л. «Звезда Востока»: Священный союз и европейский мистицизм // Kritika: Explorations in Russian and Eurasian History. 2003.
- Кон И. С. Любовь небесного цвета. 1998.
- Кондаков Ю. Е. Князь А. Н. Голицын: придворный, чиновник, христианин. СПб.: ЭлекСис, 2014.
- Морошкин М. Я. Иезуиты в России. СПб., 1870.
- Назаренко Е. Ю. Князь А. Н. Голицын в общественно-политической и религиозной истории России первой половины XIX века. Воронеж: Издательский дом ВГУ, 2014.
- Назаренко Е. Ю. Эволюция религиозных взглядов князя А. Н. Голицына // Научные ведомости Белгородского государственного университета. 2014.
- Некрологи и сообщения о кончине А. Н. Голицына // Северная пчела. 1844.
- Панаев В. И. Воспоминания // Вестник Европы. Том 4. 1867.
- Переписка князя А. Н. Голицына с архимандритом Фотием // Русская старина. Март, 1882.
- Письма Н. М. Языкова к родным. СПб., 1913.
- Пушкин А. С. Собрание сочинений в 10 томах. Том 2. М.: ГИХЛ, 1959.
- Пыпин А. Н. Религиозные движения при Александре I. Пг.: Огни, 1916.
- Стурдза А. С. Воспоминания.
- Фадеев А. М. Воспоминания // Русский архив. 1891.
- Чистович И. А. Руководящие деятели духовного просвещения в России в первой половине текущего столетия. СПб.: Синодальная тип., 1894.
- Batalden S. K. Russian Bible Wars: Modern Scriptural Translation and Cultural Authority. Cambridge University Press, 2013.
- Engelstein L. The Keys to Happiness: Sex and the Search for Modernity in Fin-de-Siècle Russia. Cornell University Press, 1992.
- Healey D. Homosexual Desire in Revolutionary Russia. University of Chicago Press, 2001.
🇷🇺 Rusya'nın LGBT Tarihi
Genel tarih
- “Rus” halkının kadınlarının dünyanın ilk lezbiyenleri olarak adlandırıldığı ortaçağ Arap kaynağının hikâyesi
- Eski ve Ortaçağ Rusya'sında Eşcinsellik
- Rus Çarları III. Vasili ve IV. İvan'ın (Korkunç İvan) Eşcinselliği
- 18. Yüzyıl Rus İmparatorluğu'nda Eşcinsellik — Avrupa'dan Alınan Homofobik Yasalar ve Bunların Uygulanması
- İmparatoriçe Anna Leopoldovna ve nedimesi Juliana: Rusya tarihinde belgelenen ilk lezbiyen ilişki olabilir
- Büyük Petro'nun cinselliği: eşleri, metresleri, erkekler ve Menşikov'la ilişkisi
- Rusya'da Erkekler Arasında Öpüşmenin Tarihi
- Kuzey Rusya'da Polmuzhichye ve Razmuzhichye: kadın maskülenliğinin tarihi
Folklor
Biyografiler
- Grigori Teplov ve 18. Yüzyıl Rusya'sındaki Livata Davası
- Biseksüel Moskovalı Tüccar Pyotr Medvedev'in 1854–1863 Yıllarına Ait Günlüğü
- Sergey Aleksandroviç Romanov — çar ailesinden bir eşcinsel
- İvan Dmitriyev, genç gözdeler ve «İki güvercin» ile «İki dost» masallarında eşcinsel arzu
- Andrey Avinoff: Rus göçmen sanatçı, eşcinsel ve bilim insanı
- Romanov ailesinden Büyük Dük Nikolay Mihayloviç'in olası eşcinselliği
- Aziz Macar Musa — Rus tarihinin ilk queer figürlerinden biri mi?
- Aleksey Apuhtin: Eşcinsel, Şair ve Çaykovski'nin Arkadaşı
Etiketler